Mustafa Remzi Özbadem


Onun Adı Nilgün! O... Değil!

Babasının biricik kızı Nilgün, acımasız bir dünyada yaşam savaşı veriyor. Hayatın cilvesi onu bir gecede Ces yaptı. Ancak, herkesin tanıdığı bu genç kadının ardındaki gerçek hikaye yürek burkuyor. İşte o gece ve sonrasında yaşananlar...


Altın her haliyle değerlidir. Defalarca işlense de değerini ya da özelliğini kaybetmez. Altının bu başarısı, hayatın başka bölümlerinde, başka konularda tam anlamıyla fiyaskoya uğramıştır.

1993 yazı. Kuşadası merkez. Turistin deli gibi Türkiye'ye aktığı bir dönem. Şimdilerde Bodrum, Alaçatı, Datça ve birçok ünlü turistik beldenin dağ, tepe, çöl olduğu zamanlar. Gece ve gündüz bir kalabalık; çoğunluğu yabancı, yerlisinin zengin olduğu, deli gibi eğlenilen Kuşadası. Merkezde ünlü bir barda bodyguard olarak çalışıyorum. Yüksek müzik, yanına yüksek dozda alkol de alınınca, ortamdaki birbirinden güzel kadın ve yakışıklı erkeklerin birbirini bir av gibi gördüğü yer. Erkekler savaş uçakları gibi kadınlar üzerine sortiler yapıyorlar. Genelde havaalanlarını misafir uçaklara açmış kadınlar. İniş serbest yani. Herkes mutlu.

Gecenin ilerleyen saatlerinde içeri giren genç bir kadın benimle beraber herkesin, hatta en uçtaki DJ arkadaşın bile dikkatini çekmişti. İçeri dans modunda girip ortaya kadar çekici dansıyla geldi. Bir anda erkeklerin neredeyse tamamı ona dönerek dans etmeye başladılar. Çok güzeldi. 1.75 boylarında, bembeyaz teni, dalgalı, parlak siyah saçları, makyaja ihtiyaç duymayan yüzü sadece sürme çekmeye izin vermişti. Ha bir de kıpkırmızı bir ruj. Tek parça siyah, saten kısa gece elbisesiyle tam bir film yıldızı gibiydi. Kovanda kraliçe arının etrafını saran işçi arılar gibiydi erkekler.

Alkol, Fiesta, Sıcak. Unutturmaz Her Şeyi.

İlerleyen saatlerde alkol ve sıcağın o tehlikeli arkadaşlığı herkesi fazlasıyla etkilemişti. Dans yerini yarı taciz dokunuşlara bırakmıştı. Alkolü su gibi tüketen genç kadının etrafında tam anlamıyla tecavüzcü Coşkun Aşireti dolaşıyordu. Kural gereği hamleler aşırı olmadığı sürece veya bir kişi diğerinden rahatsız olduğunu söylemediği sürece müdahale etmiyordum. Neden bilmem güzelliğinin dışında nedenini bilmediğim bir sebepten dolayı bu güzeli kalabalığın arasından çıkartıp locaya oturttum. Coşkunların itirazı bakışımla çözülmüş olacak, alkolün de etkisiyle yine diğer dans eden kadınlara yöneldiler.

Sonrasında dışarı, kapının önüne çıkardım. Alttaki taksi durağında Hasan abimizden bize birer acı kahve yapmasını rica ettim. Yapardı arada, içerdik iki sohbet arası. Çok iyi adamdı Hasan abi. Çok severdi beni. Bir gün kapının önünde ona küfür eden bir genci tokatlamıştım. Yalvardı Hasan abi onu bırakayım diye. Sonrasında teşekkür etti iyi niyetim için. Anlayamamıştım konuyu. Oğluymuş meğer ona küfür eden. Para istiyormuş devamlı. Serseri dünyası ona babasını hedef göstermiş, çalışmadan yaşamayı öğrenmiş kendince. Kıyamadı babası onu dövmeme. Baba yüreği. O bölgeyi yasakladım ondan sonra hayırlı evlada. Bizde babaya el kalkarsa o eller…

Hasan abimizi de kayıp ettik bir zaman sonra. Kalbine mi, oğluna mı yenildi diyelim bilmem ama güzel bir yere gitti bana göre. Ruhun şad olsun Hasan Kaptan.

Kahveyi içtikten sonra kendine geldi güzel.

Adın ne?
Adım Ces. Hadi! Götür beni buradan.

Haydaaa! Nereye? Evin yok mu? Bırakayım seni Ces.

Hayır!

Eve gitmek istemiyordu. Bence ev dışında cehennemin dibine bile olsa, yine gidecekti Ces. Ev dedikçe küfüre boğuyordu ev kelimesini. Tamam! Deyip benim kaldığım eve doğru yola çıktık. Ev dediğim iki katlı, güzel eski bir taş ev. Çalışanlar için satın alınmış. Odam ikinci katta, penceresi Kuşadası limanı ve alabildiğine geniş bir deniz manzarasını gören, serin bir oda. Eski, işlemeli bir tül perdesi de vardı odamın. Eve varınca ilk işim pencereyi açmak oldu. Sıcak gece bende meltemlere tutsaktı. Çok yorgundu bedeni, yüreği güzelin. Yatağa uzanıp, uyuması gerektiğini söyledim. Boynuma sarılıp, yüzüme baktı ve “neden?” dedi. Sonra yastığa başını koyar koymaz uyudu güzel. Pencereden yüzüne vuran ay ışığıyla bir peri gibiydi. Beş dakika kadar izledim güzelliğin resmini. Ona bir mesaj yazıp, kapıya astım. Tekrar aşağı, diskoya döndüm. Kimse kalmamıştı neredeyse. Çalışan herkese gidebileceklerini söyleyip balkon kısmında uykuya daldım. Uyandığımda saat öğlen 12 olmuştu. Hemen elimi, yüzümü yıkayıp, saçlarımı düzelttim. Hızlı adımlarla o yokuşu nasıl çıktığımı hatırlamıyorum.

Kapıyı tıklayıp, bekledim. Ama açan olmadı. Kapıyı açtığımda içeride yoktu güzel. Yatak yapılmış. Açık pencereden esen rüzgarla o eski tül perdem dans eder gibiydi. Ces gibi. Parfüm kokusunu hala alabiliyordum. İçimden, yüreğimden bir parça kopmuştu sanki. Merhaba demeden bir kahve içtiğim, başta küfürlü ağzıyla beni korkutan “Hadi! Götür beni buradan!” ve en son “neden?” deyip odamda uyuyan birinin anlamsız boşluğunu yaşıyordum o an. Yatağın üzerinde ona yazdığım not duruyordu.

“Bana sarılmak istedin. Ama yanlış anlama diye sarılamadım sana. Hem de çok istediğim halde. Çünkü çok sarhoştun. Ayık olmalıydın benim için her paylaşımda. Bana söylemek istediğin çok şey olduğunu tahmin ediyorum. Uyandığında öncelikle sana uzun uzun sarılacağım. Gözlerinin içine bakıp, her şeyi dinleyeceğim senden.” diye yazmıştım.

Cevabı kısa olduğu kadar, uzun bir acıyı resmediyordu o eski kağıda.

“Adım Ces değil. Nilgün. Babam öpe, koklaya koymuş bu adı biricik kızına. Yedi sene önce babamı bir trafik kazasında kaybettim. Yapayalnız kaldık annemle bu acımasız dünyada. Annem kaldıramadı yalnız kalmayı ve iki sene sonra bir erkek arkadaş buldu kendine. Başlarda ‘babanım ben senin’ diyen adam şimdilerde satıyor beni tüm dünyaya. Pezevengim oldu sözde babam anlayacağın. Ve hep susan, ağlayan bir annem oldu hayatımda. Aklımda öldürdüğüm, bitirdiğim bir anne. Aslında Kuşadası’nda herkesin bildiği ama neden bilmem senin bilmediğin bir orospuyum ben.

Dün o kadar daraldım ki, içimdeki zehri biraz olsun atayım diye attım kendimi o çukura. Biraz da ben özgür kalmak istedim bu dünyada. Sonra seninle tanışıp, kahve içiyorum. Ben hiç kahve içmedim biliyor musun? Gece beni uzun uzun izlediğini de biliyorum. Dokunmadan. Ve gözümü açtığımda senin odanda uyanıyorum. Huzurluyum bu sabah. Çok uzun bir zamandan sonra. Ama alışma bana, alışmamalıyım sana.

Teşekkürler koruyucu meleğim.”

Ertesi gün bıraktım işi ve İzmir’e geri döndüm. Bir daha çalışmadım bu gibi mekanlarda.

Nilgün’ün hayatını bitirip, Ces yapan, satanlardır aslında orospular. Ve devamında babasının öpmeye doyamadığı o kızından faydalanmak için yavşayan tecavüzcülerdir orospular. Ve en önemlisi bu kesimi hayata yapıştıran sistemdir orospu.

Onun adı Nilgün! Babasının gülü Nilgün.

Her neredeysen: “Gülümse Nilgün!”

Adıyaman

20.07.2024

  • İMSAK 03:33
  • GÜNEŞ 05:14
  • ÖĞLE 12:38
  • İKİNDİ 16:30
  • AKŞAM 19:53
  • YATSI 21:27

Almanya'da Berlin ve Hamburg havalimanlarında küresel iletişim kesintisi nedeniyle uçuşlar yapılamıyor

Berlinli Öğrencilerden Rekor Başarılar

Wegner’den 20 Temmuz Açıklaması: "20 Temmuz 1944 Direnişinin Kadın ve Erkeklerinin Cesareti, Derin Saygıyı ve En Yüksek Takdiri Hak Ediyor"

2024'ün İlk Yarısında Hamburg'da 11.187 Bebek Dünyaya Geldi

Hamburg'da Güvenlik Sektöründe Maaş Artışı: Sosyal Daire'den Genel Bağlayıcı Karar

TFF'nin yeni başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, teşekkür konuşması yaptı: - "Ben kazanmadım, Türk futbolu kazandı"