11 Ocak 2018 00:35
-A +A
Alaattin Topcu

Tedirginliğin Müziği / 3

Alaattin TOPÇU/gazetehamburg

 Artık sana ne diyeceğimi bilemiyorum. Gökten bir taş düşer, kafayı yarar, yardığı yere güzelce yerleşir. O taşı yerinden oynatmaya yeltenmek başlı başına bir cinayete azmettirici olup çıkar. O taşın oradaki varlığı ve kaynaşmışlığı ruha nüfus eder. Kurumsallaştığı yerde de cisimsiz bir taşa, hatta devasa -cisimsiz ama- bir kayaya dönüşür. Bizim hikâyemizde gözlemlediğim -ne yazık ve üzücü ki- bu.
Önyargı mı, orta veya sonyargı mı bir türlü karar veremiyorum. Öyle bir ağırlığı var ki onun keyfini ya da keyifsizliğini didiklemeye kimsenin, özellikle iki muhatabın gücü yetmiyor. En iyisi her şeyi olduğu gibi kabullenmek, denir -ama nasıl, bilinmez. Başka türlüsünün imkânsızlığı kaçınılmazlaşır. Daha ötesi tasavvur menziline bile girmez, giremez.
İmgenin kanatları kopar. Gökyüzünden düşen kuş misali konacak bir dal, bir yaprak bile bulamaz. Yaşamak topallaşır. Muhataplar birbirlerine doğru süzülemezler. Sevgiyle, dostlukla veya aşkla kollarını açıp kucaklaşamazlar. “Sarılınca geçer” ya da “sarılınca yara iyileşir” denecek takatleri bile kalmaz.
Kanatsız kuşlar okyanusun ortasında, yaşama sanatında yenik, boğula yazmaya, diplere doğru çekilmeye başlarlar.
 
***
 
O ara bir grup, gemiyle çıktıkları yolculukta, denizlerde yaşamanın sanatını icra ediyorlardır. Bir an gözlerine süzülüp konan bu hazin manzara karşısında güvertedeki insan kalabalığı donakalmışlardır. Tuhaflıklarla bir türlü formunu bulamamış sevginin, dostluğun veya aşkın diplere çekilmesi karşısında paniğe kapılmışlardır. Yine de el kol hareketleriyle fotoğrafçıya bu manzarayı ebediyete intikal etmekten kurtarması için yalvar yakardırlar.
Fotoğrafçı da mesleğine yabancılaşmış, uzaklaşmıştır. Bu arada -elbette- insanlığa biraz daha yaklaşmıştır. Profesyonel bir fotoğrafçı olarak deklanşöre dokunması mecburi ama insan olarak, görünen o ki fazlasıyla tedirgin... Gözlerindeki ifadesizliğin ifadesi görmesini engelliyor.
İkimiz orada, okyanusun ortasında bo-ğulayazarken onlar, su aldığının farkına varamadıkları gemide kalplerini göğüs kafeslerinden söküp, ışıldayan mavi/yeşil dalgalara fırlatıp atıyorlardır.
Bu can simitlerine tutunup kurtulabilir miyiz? Emin değilizdir ama ha gayret, kolsuz kanatsız gövdemizle çırpınmaya başlamışızdır.
Anlamışlardır ki yaşamak zanaatı bu umarsız sevgiyi, dostluğu veya aşkı taşımaya, su üstünde tutmaya ehil değildir.
Gemi güneş misali batışını ağır ağır, aheste aheste sürdürüyordur.
Yaşamı denizlerde var etmeye çalışanların sanat sezgilerinde de panik gözle görülür bir manzara sergilemektedir.
Bizse -bu arada- batışa geçen gemiyi ve yolcularını fark edip, kendi yazgımızı unutup onların yazgılarıyla cebelleşmeye başlamışızdır.
Herkes, hepimiz panik halindeyizdir.
Yaşama arzusunun böyle tuhaf bir tarafı vardır. Umarsızlığın her canlıyı tahakkümü altına aldığı anlarda bile çekicidir. Fare panik halinde kediden kaçar; kedi panik halinde köpekten kaçar; geyik panik halinde aslandan kaçar.
İnsan insandan niçin kaçar peki? Arkadaşından, dostundan veya sevgilisinden, he-le yaşamak oyunundan -niçin?
 
***
 
Yaşamı beceremeyenlerin hikâyeleri, şiirleri, romanları merakla okunur; filmleri heyecanla seyredilir; fotoğraf sergileri tutuk adımlarla gezilir. Kâh gülünür, kâh ağlanılır…
Uzatmaya gerek yok. İnsanın bin bir kitabı o ara yazılabilir.
Müziği, hele müziği, sabah akşam dinlenebilir, gece gündüz dinlenebilir…
***
 
Sahi doğmuş olmanın çığlığından başka ne kalmıştı geriye? O da biraz sonra okyanusun dibinde duyulmazlığa karışacak. Duyulmazlığa ve dokunulmazlığa…
 
Gece hâlâ ilerliyor. Bilinmez bir karanlığa doğru -hâlâ.
 

Facebook'ta paylaş butonu
Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
 

Günlük Gazeteler
Oku
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
Anket

CHP'nin başına kim gelmeli

CHP'nin başına kim gelmeli

  • Kemal Kılıçdaroğlu : 1 Oy (%17)

  • Muharrem ince : 5 Oy (%83)

Duyurular
Arşiv