"Toplumları sanat ve edebiyattan ayrı düşünemeyiz"

Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Yazarlar Birliği Başkanı Bircan Veysel Yıldız ile söyleyişide bulunduk.Bircan Veysel Yıldız önemli açıklamalarda bulundu

Zafer ÖZPOLAT'in Ropörtajı 28 Ocak 2016 20:21
"Toplumları sanat ve edebiyattan ayrı düşünemeyiz"
-A +A

 
-A +A
 

Zafer Özpolat: Röportaj okurlarının ilk cevap aradıkları soru genellikle “Kendisiyle konuşulan bu adam kim?” sorusu oluyor. Biz de onlar adına ilk olarak sizden bu sorunun cevabını alalım istiyoruz. Bu yüzden sizce de uygunsa o en alışılmış soruyla başlayalım. “Bican Veysel Yıldız kimdir?”
Bican Veysel Yıldız: 30 Ocak 1963’te Kars’ın Kağızman ilçesinde doğdum. İlkokul, ortaokul ve liseyi Kağızman’da bitirdikten sonra Erzurum’da Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi ve Kâzım Karabekir Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Bölümü’nde okudum. Erzurum ve İstanbul’da edebiyat öğretmenliği yaptım.
İlkokul üçüncü sınıftayken ilk şiirimi yazdım. Lise yıllarında yazı çalışmalarına başladım. Değişik dergi ve gazetelerde yazar, yayın yönetmeni ve sanat danışmanı olarak görev aldım. Mina, Aktif Test ve Aktif Eğitim dergilerinin kuruculuğunu ve genel yayın yönetmenliğini yaptım. Bazı şiirlerim bestelendi.
 
Zafer Özpolat: Okurlarımız için yayınlanmış eserleriniz hakkında kısa bir bilgi rica ediyoruz.

Bican Veysel Yıldız:Yayımlanmış eserlerimiz: İçimdeki Haylaz Çocuk, Yağmur Hatıraları, Damlalar, Yazarlığa İlk Adım, Anne Şiirleri Güldestesi, Baba Şiirleri Güldestesi, Yusuf’un Şiir Kitabı, Aile Şiirleri, Kağızmanlı Cemal Hoca’nın Hayatı Sanatı ve Şiirleri, Hikâye-i Heft Peyker, Öğretmen Şiirleri, Yaz Kurslarında Bilgiyi Bilince Dönüştürme Etkinlikleri Seti, Öğretmen Bilgi Bankası. Bunlar dışında altı tane de yardımcı ders kitabı var.
 
Zafer Özpolat: Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Yazarları Birliği ile özdeşleşen bir isminiz var. Anladığım kadarıyla hayatınızda derneğinizin çalışmaları çok önemli yer tutuyor. Bir dernekten öte önemi var sizin için. Neden?
Bican Veysel Yıldız: Toplumları sanat ve edebiyattan ayrı düşünemeyiz. Her toplumun hem günlük hayatına anlam ve değer katan hem ona dünyada saygınlık ve seçkinlik kazandıran en önemli unsurlardan biridir edebiyat. Siz eğer dünyadaki konumunuzu değiştirmek ve geliştirmek istiyorsanız bunun en önemli yollarından biri sanat ve edebiyatta ilerlemenizdir. Sanat ve edebiyattaki gelişmenin ise en önemli şartı güçlü bir çocuk ve gençlik edebiyatı oluşturmaktır. İşte bu sebeple çocuk ve gençlik edebiyatını önemsiyorum. Ona hizmet edecek her eylemi de değerli buluyorum. Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Yazarları Birliği çatısı altında ürettiğimiz değerler, hem kendi milletimize hem insanlığın ortak mirasına katkımızdır. Derneğimizin kuruluşundan beri çok ciddi işler yapmış olmak da tüm arkadaşlarımız için onur verici. Özellikle edebiyatın ihmal edilmiş alanlarındaki çalışmalarımızla gerçekten gurur verici hizmetlerimiz oluyor.
Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Yazarları Birliği, çocuk ve gençlik edebiyatı alanında eserler veren yazarların, şairlerin, çizerlerin ve diğer sanatçıların ortak amaçlarına hizmet eden bir dernektir. Sizin okurlarınıza derneğimizin çalışma alanlarından birinin “yurt dışında yaşayan çocuk ve gençlerimiz arasından yeni yazarların, şairlerin yetişmesine rehberlik etmek ve onların çalışmalarına katkı sağlamak” olduğunu bilmesinde yarar var. Genç yazarlar ve yazar adaylarının bu açıdan derneğimizden ve çalışmalarımızdan haberdar olmasını iyi olur. Özellikle yazarlık okulu/yazı atölyesi çalışmalarımızın olduğunun bilsinler.
Çocuk ve gençlik edebiyatının gelişimine katkı sağlamak amacıyla yurt içinde ve yurt dışında festival, sempozyum, panel, konferans, seminer, sergi vb. çalışmaları yapmak; başka kurum ve kuruluşlarca yapılan bu tür çalışmalara katkı sağlamak da sizin okurlarınıza duyurmamız gereken çalışmalarımızdan.
 
Zafer Özpolat: Almanya’daki çalışmalarınızı okurlarımızla paylaşalım istiyoruz. Nedir sizleri yollara düşüren mesele?
Bican Veysel Yıldız: Türkiye’nin ilerlemesinde ve gelişmesinde Almanya’daki Türklerin büyük katkıları vardır. Bunu çok iyi gözlemlemiş biriyim. Köylerimize erişte makinesinden teybe, fotoğraf makinesine kadar birçok teknik alet ve makine bu işçilerimiz sayesinde ulaşmıştır. Arabalarımızın sayısı, daha güzel binalar ve evler, hatta daha gelişmiş bir demokrasi anlayışımızın oluşmasında dahi bu insanların büyük katkısı olmuştur. Birçok sivil toplum kuruluşumuz, siyasi yelpazenin en sağından en soluna birçok siyasi hareket de varlığını biraz buradakilere borçludur. Almanya’daki işçilerimiz ve onların çocuklarına karşı yapılacak her katkı Türkiye’dekiler için de birkaç kuşağın hatırını sayması gereken önemli bir gönül borcudur.

Zafer Özpolat: Almanya konusunda değişik yaklaşımlarınız var.
Bican Veysel Yıldız: Biz birazcık “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır” Anlayışı ile kanı kutsayan bir vatan anlayışı oluşturmuşuz zaman içinde. Oysa emeği kutsayan bir yanımız da vardır. Bizim inancımızda, kültürümüzde emek de kutsaldır. Yere düşen ekmeği öpüp başımıza koyarız. Bunun bir anlamı “emek kutsaldır” inancımızdır. Burada olanlarımız ve buralı olanlarımız için burası alın teri ile kazanılmış vatandır. Almanya için yollara düştüğü güne kadar birçoğu daha kendi köyünün dışında yer görmemiş, kendi kasabasına vilayetine dahi gitmemiş o insanların konteynerlerden yapılmış işçi barınaklarında, sıkıştırıldıkları gettolarda yaşadıklarını unutmamamız, unutturmamamız gerekiyor. Dil bilmeden geldiği uzak gurbetin yaşattığı maddi manevi sıkıntıların tümünü en ağır şekilde yaşamış olan ilk kuşağın çektiği sıkıntıları kim yok sayabilir. Onların Alman sanayisinin insan yutan makinalarının dişlileri arasına döktüğü alın teri, savaş meydanlarında akıttığımız kandan az mı kutsaldır? Başta birinci kuşak olmak üzere burada yaşamış bütün kuşaklarımız bu ülkenin gelişmesinde büyük emek ve hak sahibidir. Burası yaşanılabilir bir yerse, ilerlemiş bir tekniğe, güçlü bir sanayiye sahipse bu biraz da bizim insanlarımız sayemizde olmuştur. Burası bizim alın teri ile kazandığımız vatandır. Bunu hem kendi insanımıza, hem Almanlara çok iyi anlatmamız gerekir. Bu duygu ve düşünce ile de burada kendimizi kayalar gibi yerli, kaleler gibi sağlam hissederek dimdik ayakta durmalıyız. Dilimizle, kültür ve medeniyetimizle var olmalıyız.
İşte tam bu noktada buradaki insanlarımıza gönül borcumuzu ödemek adına bu vatan için kim neler yapabilir? Sorusuna cevap aramak gerekir. Biz kendi adımıza bu vatan için biz neler yapabiliriz, neler yapmalıyız sorusuna cevap aradık ve bulduk. Burada Türkçe için, çocuk edebiyatı için, çocuklar ve gençlerin dil ve kültürleri için yapılacak her çalışmanın arkasında durabilir, içerisinde bulunabiliriz.
Bakın bir başlık daha çıktı sizin köşe yazıları için: “Alın teri ile kazanılmış vatan Almanya.”. bu başlıkla bir yazı kaleme alayım sizin gazeteniz için.

Zafer Özpolat: Önce “Alın teri ile kazanılmış vatan Almanya.” Başlıklı yazınızı ödev listenize not alıyorum. Sonra da soruma geçiyorum. Göçmen edebiyatına mı ağırlık vermeliyiz sizce?
Bican Veysel Yıldız: Tam aksine, ben bu göçmen edebiyatı kavramını da göçmen psikolojisini de üzerimizden atmaktan yanayım. Her göç hikâyesinde acı ve hüzün vardır. Biz yarım asırdan fazla bir süre bu memleketin kalkınması için ter döktük. Acı ve hüzün yaşadık.  Çocuk ve gençlerimiz göç ve onun doğurduğu acı hikâyelerle büyüdüler. Buna rağmen geç de olsa çok iyi yerlere gelenler oldu. Şimdi asıl yerli unsur olduklarını hissedecekleri aşamaya geldiler. Bu da sanat ve edebiyatla olacak. Burada kendi edebiyatlarını oluşturmaları lazım. Bu da iki yoldan olacak: biri iyi bir Türkçe bilgisi ile biri de iyi bir Almanca ile. Her iki dile de hakim olan çocuklar ve gençler yetiştirmek zorundayız. Bu nedenle onlara Türkçenin edebiyat dilini öğretmemiz gerekir. Kendi dillerinin edebiyat dili olarak derinliğini hissetmeleri onlara iyi Almaca öğrenmenin kapılarını da aralayacaktır. Başka yabancı diller öğrenmenin de.
Gerçek gelişme daima çok yavaş gerçekleşir. Fakat çok sağlam temellere oturur. Sanat ve edebiyat zeminine oturtulmuş her gelişme bu karakterdedir. Buradaki çocuk ve gençlerin özgüven içinde yaşamaları için öze güven içinde de olmaları gerekir. Burada sağlam bir edebiyat oluşturduğumuzda, mevcut sorunların birçoğu çözüme ulaşacaktır. Çocuk ve gençlerimiz daha özgüveni tam, daha kendinden emin bireyler olarak hayatın her alanında başarılı, mutlu ve huzurlu olacaklardır.
Zafer Özpolat: Genelde edebiyat, özelde çocuk edebiyatı ne kadar önemli veya ne kadar önemsenmeli?
Bican Veysel Yıldız: Hayatı önemsemek kadar önemsenmeli. Çünkü bazen var olmak için hava kadar su kadar edebiyata da ihtiyaç duyuyorsunuz. Bazen biricik varlık ve dirlik sebebiniz, birlik yolunuz yönteminiz edebiyat oluyor. Modern dünya toplumları yok etmek için kafasına kurşun sıkmaktansa kelimelerine kurşun sıkmanın daha etkili, daha kalıcı bir yok etme olduğunu fark ettiğinden beri soykırımı bıraktı. Sözlük ve sözcük kırımı uyguluyor. Artık adamın kafasına kurşun sıkmıyorlar, kelimelerine kurşun sıkıyorlar. Artık adamı gözünden vurmuyorlar sözünden ve özünden vuruyorlar. Bu yüzden modern dünyada ülkeler ve toplumlar için var olma mücadelesinin bir yanı diaspora edebiyatı oluşturmayla ilişkilidir. Güçlü bir diaspora edebiyatı oluşturan toplumlar, uluslararası ilişkilerde ellerini kuvvetlendirmiş oluyorlar. Biz bunun acı bir tecrübesini 1915 olayları ile ilgili olarak 2015 yılında düşürüldüğümüz zor durumda yaşadık. Ve bir kez daha anladık ki söz varlığımızı yaşatamadığımız bir dünyada öz varlığımızı yaşatamayız. Dilde birlik olmadıkça ilde birlik olmaz.
Zafer Özpolat: Sayın Bican Veysel Yıldız, bize zaman ayırdığınız ve sorularımızı cevapladığınız için teşekkür ederiz.
Bican Veysel Yıldız: Ben de çocuk edebiyatını önemsediğiniz ve Gazete Hamburg’un sayfalarını bize açtığınız için size teşekkür ediyorum. Sizin aracılığınızla tüm okurlarınızı saygıyla selamlıyorum.
Yurt dışında yaşayan anne ve babalara mesaj verme fırsatını yakalamışken izniniz olursa birkaç hatırlatmada bulunmak istiyorum. Dilini çocuklarına tam olarak aktaramayan bir toplumun gerçek anlamda bilim üretme şansı yoktur.  Ailelerimiz, kitap seçerken çocuğun ruh ve gönül dünyasının zarar görmemesine, edebiyat zevkinin ve dil becerilerinin gelişmesine katkı sağlayan eserler seçmeye özen göstermeli. Türkçenin en sade, en duru biçiminin kullanıldığı eserler seçerek çocuklarına Türkçeyi sevdirmeliler.
Hepimizin aklının bir köşesinde tutması gereken iki mesajımı yinelemek istiyorum: Unutmayalım; söz varlığımızı yaşatamadığımız bir yerde öz varlığımızı yaşatamayız. Dilde birlik olmadıkça ilde birlik olmaz.

Facebook'ta paylaş butonu
Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
 

Günlük Gazeteler
Oku
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
Anket

Duyurular
Arşiv