Almanya'nın Hamburg kentini uçakta ilk kez gördüğümde yeşil ve düz bir ova görüntüsü beni karşıladı. İlk birkaç gün güneşli olan hava, sonraki günler bulutlu ve insana iç sıkıntısı veren bir hâl aldı. İnsanlar, güneş görmeyedursun tüm planlarını iptal edip güneşli saatlere göre planlarını ayarlıyor yani “Dışarıdaki havayı boş ver! Bizim havamız güzel olsun!” klişe lafı uzun vadede bir şey ifade etmiyor.
Ah, Türkiye hava ve suyun başka yerle kıyaslanmaz. Yalnız hava ve su ile de yaşamak, yaşamak olmaz.
Beni en çok etkileyen olay, Almanya’da market alışverişi yaparken oldu.1 kilo un fiyatının 39 sent olduğunu görünce beş dakika etikete baktım. Yanlış ürünün fiyatına mı baktım diye. Hayır, doğru ürüne bakıyordum. 1 kilo un 39 sentti. Hâliyle bunu hemen Türkiye’deki un fiyatı ile kıyaslamaya başladım. Neresinden tutarsanız elinizde kalıyor çünkü kıyaslanamayacak kadar fark vardı.
Unun ham maddesi buğday. Buğday ise ortalama her iklim tipinde ve toprak koşullarında yetişen tarım ürünü. En çok buğdayın yetiştirildiği İç Anadolu Bölgesi’nde yaşayan biri olarak sorguladım: Almanya'da un nasıl bu kadar ucuz olabiliyor?
O sırada fark ettim ki “daha adil ve daha ucuz bir dünya” şiarıyla yola çıkan ben bile 39 sente un almayı yadırgadım. Sistemin berbatlığını bir kez daha hissettim. Nasıl da beynim “Yüksek fiyatlı olması gerekiyor.” düşüncesine alışmış.
Tüm dünyada en temel insani ihtiyaçların bedava olmasını diliyorum.
ALMANYA'DA KENDİNİZİ EN İYİ OLARAK YAYA GEÇİDİNDE HİSSEDERSİNİZ
Almanya'da kendinizi en iyi olarak yaya geçidinde hissedersiniz. Hangi tür araç olduğu fark etmez, durmak zorunda. Türkiyeli biri olarak hâliyle karşıdan karşıya geçerken arabaların uzaklaşmasını bekledim. Bir baktım, araba, dahası halk otobüsü şoförü bana “Siz geçin.” anlamına gelen el işareti yapıyor. İşte o geçiş anında kendinizi mükemmel hissediyorsunuz. Fark etmeden nezaketiniz gelişiyor. Siz de yol veren araca vücut dilinizle bile olsa teşekkür ediyorsunuz.
Yollardan devam edelim: Almanya’ya giden birçok kişiden duymuşsunuzdur: Doğrudur, efendim! Almanya’da otobüs olsun, tren olsun hiç fark etmez, bilet göstermiyorsunuz. Bu durum, bilet almıyorsunuz diye anlaşılmasın. Vatandaşlık bilinci olarak alınacağı varsayımıyla bilete bakmıyorlar herhâlde. Yine duyduklarıma göre yabancıların sayısı arttıkça bilet almadan binen kişilerin sayısı da artmış. Bu nedenle güvenlik memurları ansızın gelip size bilet sorabilirmiş. Yok, dediğinizde geçmiş olsun. O bileti aldırıyor ve ortalama 60 euro ceza yazıyor.
ULAŞIM KOLAYLIĞI
Bilet almaya gittiğinizde küçük otomatlar sizi karşılıyor hatta bu otomatlardan otobüslerin içinde bile var. Dil bilmeseniz de sistem sizi yönlendiriyor. Bilet almaya çalıştığınız anda yanınızda bir kişi belirebilir, korkmayın! Bu kişi, 24 saat geçerli “Tages” adında bir kart almıştır, kendisi o kartı kullanmıştır ancak kartın kullanım zamanı hâlâ geçerli olduğu için onu size biraz daha ucuz bir fiyata satmak ister. Zekice bir yatırım. O yanımda beliren kişiden ben de bilet aldım mı? Evet, aldım. Ucuz olduğu için değil, kişiye destek olmak için. Bu sisteme karşı küçük de olsa dayanışmayı önemsiyorum.
Biletinizi de aldıysanız artık gideceğiniz yere rahatça gidebilirsiniz. Almanya'da 4 farklı şehre gittim, 3 tanesinde tek başıma yolculuk yaptım. Almanca bilmeyen ben, gideceğim yere çok kolay gittim. Bu, benim dehamla alakalı bir durum değil, sistemin tasarlanışı o şekilde. Hiç dil bilmeyen, Almanya’ya ilk kez gelmiş biri düşünülerek tasarlanmış. Bu denli kolay ve konforlu yolculuk yapmamdan dolayı böyle düşündüm.
Sevgili ülkemizde ise yaşananları sıralamaya baştan başlayayım: Yaya geçidinde yürürken âdeta bir yarışmadaki gibi “Kim önce geçecek?” düşüncesiyle karşıdan karşıya geçmeye çalışırız. O şekilde geçince hâliyle insanda nezaket davranışı değil de öfke duygusu kalıyor. Bileti zaten şoföre göstermen gerekiyor. Biletin olmadığında” Tamam abla, ilerideki durakta alırsın ya da bir dahaki binişinde iki kere basarsın.” gibi cümleler duymak mümkün. Memleket insanının esnekliği, dahası iyi niyeti doğru olmasa da güzel. Adres bulmak da zordur memlekette. Rastgele yerleşim yerlerinin yapılmasından olsa gerek.
EVRAKLAR…
Dikkatimi çeken başka bir konu ise şu: “Almanya'da herkesin bir köpeği var.” desem abartmış olmam. Köpek diye belirttim çünkü evcil hayvan olarak sadece köpeği gördüm. Bu duruma dair söz bile söylenmiş: “Almanya’da hayvanlar içeride, insanlar dışarıda.” Türkiye’de evcil hayvan beslemek yeni yeni yaygınlaşsa da Almanya ile kıyaslanamaz ölçüde. Hayvan fobim olsa da hayvanlara olan ilgileri, onları eğitme süreçleri görülmeye değerdi. E, kurallar ülkesi Almanya’da, hayvanların da kurallara uyularak yetiştirilmesi normal.
Bana göre Almanya’nın en sıkıcı ve ilkel yanı, her cümlenin, her sözün posta kutunuza gelen bir evrakla karşılık bulması. Herkes sabah ya da akşam, o posta kutusunu kontrol ediyor. Bu durumdan yalnızca yabancılar değil, Almanlar da şikayetçi çünkü unutulan her evrak, başka bir vergi olarak size dönebilir. O vergiyi her türlü ödemek zorundasınız. Evrak sistemlerinin nasıl işlediğini çok bilmiyorum ama dışarıdan bakınca söylemeden geçemiyorum: “Yahu! Bu zamanda posta ile evrak göndermek nedir?” Türkiye, bu anlamda güzel, rahatız.
Posta yoluyla evrak göndermelerini ben çok ilkel bulsam da evrak sistemlerinin güzel yanını değerli bir büyüğüm yaşadığı bir olayla anlattı: Vergi dairesine 10 euro fazla yatırmış. Tabii fazla yatırdığı paranın farkında değil. Aradan iki yıl geçmiş, o 10 euroyu kendisine geri göndermişler. “Sistem hak yemiyor ve yedirtmiyor.” diyebiliriz. Türkiye’de olsa “10 lira değil mi? Göndermeye bile gerek yok.” deriz, kabul edelim. O da fark edersek.
Almanya’da en sevmediğim, Alman evleri oldu. 100 yıllık evlerde insanları yaşatmaları güzel değil. Onlar bu duruma tarih diyor. “Geçmişe saygı duyalım, yaşatalım.” mantığı var ama günümüz insanlarının da bir tarih yaratmasına izin verilmeli bence. Kullanmadığımız misafir odaları hariç Türkiye’nin aydınlık ve geniş evleri benim için huzuru simgeliyor.
YEŞİLİN HER TONU
Yeşilin her tonunu görürsünüz Almanya'da. Hem bol yağış alması hem bilinçli olarak parkları önemsemeleri, huzur veren görüntülerin oluşmasını sağlıyor. Birçok botanik bahçesi, yürüyüş parkuru, su kenarı görmek mümkün. İnsanlara yaşam alanı bırakılmış. Türkiye’de gibi “Adım atılsa yeterli, boş kalan yerlere bina sıkıştıralım.” yaklaşımı yok.
Bir de Almanya’nın çocuk parklarında, çocukların yanında daha çok babaları görürsünüz. Her ne kadar bizde “Anne eşittir çocuk.” algısı yaratılmış olsa da çocuklar sadece anneye ait değil, değil mi?
Iki ay boyunca benim Almanya ile Türkiye arasındaki gördüğüm farklar bunlardı.
Almanya'ya dair gözlemlerimi 3 yazı serisiyle tamamlayacağımı belirtmiştim. Konuya dair üçüncü ve son yazım “Neden kötünün iyisine talibiz?” olacak. O zamana kadar sevgiyle kalınız!
Kibar ÖZKAN BEKTAŞ
ALMANYA'YA DAİR GÖZLEMLERİM (2)
ALMANYA'YA DAİR GÖZLEMLERİM (2)
Adıyaman
12.03.2026
- İMSAK 05:16
- GÜNEŞ 06:36
- ÖĞLE 12:42
- İKİNDİ 16:01
- AKŞAM 18:37
- YATSI 19:53





