Kibar ÖZKAN BEKTAŞ


ALMANYA’YA DAİR GÖZLEMLERİM (3)

ALMANYA’YA DAİR GÖZLEMLERİM (3)


“En güzel deniz:
henüz gidilmemiş olandır.
En güzel çocuk:
henüz büyümedi.
En güzel günlerimiz:
henüz yaşayamadıklarımız.
Ve sana söylemek istediğim en güzel söz:
henüz söylememiş olduğum sözdür.”
Nazım Hikmet Ran
Almanya’ya dair gözlemlerim yazı serisinin sonuncusuna Nazım Hikmet’in En Güzel isimli şiiriyle başlamak istedim çünkü dünya henüz, hak ettiği değeri bulamadı. Arayışına devam ediyor.
Almanya gibi görece refah içinde yaşayan bir ülkenin caddelerinde, sokaklarında Yahudi Soykırımı’nın izlerini hâlâ görürsünüz. Unutulmalı anlamında söylemiyorum. Unutulmamalı hatta unutturulmamalı. Tarihten ders alalım ki tekrar yaşanmasın bu tüyler ürpertici akıl dışı olay. Bunun gibi dünyanın farklı yerlerinde sırf inançları ya da etnik kökeni nedeniyle zulme uğramış insanları düşününce dünyanın hâlâ hak ettiği değeri görmediğini düşündüm. Değer kavramının anlamı, dünyada bulunan herkese göre değişebilir. Değişmeli de. Kabul gören bir gerçek varsa o da birkaç insanın hırsının neredeyse tüm insanları adaletsiz bir yapının içinde bıraktığı.
Tarihin her döneminde, kan ve gözyaşı akıtılmış bu gezegende biz de kendimizi kandırmaya devam edelim. Gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkeler, gelişmemiş ülkeler. Basitçe söylenebiliyor ama hâlâ topluca ilkel bir çağda yaşadığımızı biliyoruz değil mi?
“NEDEN KÖTÜNÜN İYİSİNE TALİBİZ?”
Evet, ilkel bir çağda olduğumuzun somut bir örneği olarak kaçak yollarla can pahasına, soğuk, sıcak, uykusuzluk, açlık demeden devletlerin dikenli tellerinden geçmeye çalışan çocuk, kadın, genç her kategoriden göçmeni göstermemiz yeterli olsa gerek. Bir de kaçıp kurtulmaya cesaret edemeyen, imkânı olmayan o kadar çok insan var ki. En basiti bizim ülkemizde. Almanya stajına devam ettiğim sırada birçok arkadaşımdan “Sakın gelme! Bizi de götür.” mesajı aldım ki aramızda bunun trajikomik esprilerini yapmaktan geri durmadık ama sormadan da edemedim. Bu insanlar, bu parıldayan gençler neden daha önce hiç görmediği bu ülkeye yani Almanya’ya gitmek için mücadele ediyor? Onları kraliyet saraylarında oturtmayacakları aşikârken. Neden bu gitme isteği, dahası bu kaçış isteği? Neden?
Ülkemize göre biraz daha temel insan haklarına önem verildiği Avrupa’ya, sırf kötünün iyisi diye talip olmamız beni üzüyor ve düşündürüyor. Bunu her hümanist insanın düşünmesi gerekir. Halk adına halkı yönetmek için oluşturulan devlet kurumu, ülkedeki bu vahim durumu düşünmeli ve bir an önce pratik çözümler üretmeli. Bunu sade bir vatandaş olarak talep etme hakkım var. Hepimizin hakkı var. Unutmamalı.
Uzun lafın kısası, “Almanya’ya Dair Gözlemlerim” başlıklı yazılarımdan da anlaşılacağı gibi mutlak iyi ya da mutlak güzel yok. Ben göremedim en azından. Sadece biraz daha iyi var. Kötünün iyisine talip olacağımıza yaşadığımız bu toprakları daha yaşanılır kılalım.
Mücadeleye buradan başlayalım.

 

Adıyaman

04.03.2026

  • İMSAK 05:28
  • GÜNEŞ 06:48
  • ÖĞLE 12:44
  • İKİNDİ 15:56
  • AKŞAM 18:30
  • YATSI 19:45

HSV Evinde Yıkıldı: Leipzig’den Soğuk Duş (1:2)

Acht neue dual Studierende starten beim Hauptzollamt Braunschweig

Bremen’den Sert Adım: Anayasa Düşmanlarına Kamu Kapısı Kapanıyor

Bremen’de Kamu Şirketleri 2024’te Kârını Artırdı

Hamburg Türk Basın Birliği Yeni Döneme Güçlü Başladı

Harsefeld’de 84 Yaşındaki Sürücü Eczanenin Girişine Daldı