Sabahat ACI


Genç Olmak Sandığınız Kadar Kolay Değil

Kalabalıklar içinde yalnız kalan bir nesil… Bu yazı, gençlerin sessiz çığlığını duymaya cesaret edenlere.


“Gençsin işte, hayatının en güzel yılları…”
Ne kadar kolay söyleniyor bu cümle.

Ama kimse dönüp gerçekten sormuyor:
Bugün genç olmak ne demek?

Bir odanın içinde saatlerce sessizce oturan bir genci görüyoruz mesela…
Elinde telefon, gözleri ekranda.
“Ne derdi olacak ki?” diyoruz.

Oysa bilmiyoruz…
Belki de o ekranın arkasında anlaşılma ihtiyacını arıyor.

Çünkü bugünün gençleri yalnız.
Kalabalıkların içinde, arkadaş listelerinin arasında, hikâyelerin, beğenilerin arasında… ama yalnız.

Eskiden hayat daha mı kolaydı bilinmez.
Ama bir gerçek var:
İnsanlar birbirine daha yakındı.

Şimdi herkes birbirine çok şey anlatıyor gibi…
Ama kimse kimseyi gerçekten duymuyor.

Bir genç hata yaptığında hemen etiketleniyor:
“Yoldan çıkmış.”
“Terbiyesiz.”
“Aile terbiyesi almamış.”

Peki hiç düşündük mü?
O genç o yola nasıl geldi?

Hiç kimse durduk yere kaybolmaz.
İnsan, hele ki genç bir insan… bir anda yanlışlara sapmaz.
Oraya giden bir yol vardır.

Görülmeyen…
Duyulmayan…
Anlaşılmayan bir yol…

Belki evde konuşulmadı.
Belki sürekli eleştirildi ama hiç sarılınmadı.
Belki başarı beklendi ama nasıl başaracağı öğretilmedi.
Belki de sadece dinlenmek istedi… ama kimsenin vakti yoktu.

“Aile” diyoruz ya…
Aslında bir gencin ilk aynasıdır ailesi.
Kendini orada görür, orada tanır.
Orada değerli ya da değersiz hisseder.

Ama bugün…
Evlerin içinde bile mesafeler var.

Aynı masada oturup farklı dünyalarda yaşayan insanlar var.
Anne yorgun…
Baba dalgın…
Çocuk sessiz…

Ve o sessizlik büyüyor.

Sonra bir gün o genç, kendini dışarıda aramaya başlıyor.
Yanlış insanlarda…
Yanlış ortamlarda…
Yanlış alışkanlıklarda…

Çünkü bir yere ait hissetmek istiyor.
Çünkü birinin ona “Sen değerlisin” demesine ihtiyacı var.

Ama biz ne yapıyoruz?
Yargılıyoruz.
Uzaklaşıyoruz.
“Bizim zamanımızda böyle değildi” diyoruz.

Evet… belki değildi.
Ama bu zamanın yükü de başka.

Bugün genç olmak;
Güçlü görünmek zorunda olup içten içe kırılmak demek.
Herkesin hayatını izleyip kendi hayatını yetersiz hissetmek demek.
Anlaşılmak isteyip anlatamamaktan yorulmak demek.

Bu yüzden belki de en çok ihtiyacımız olan şey şu:
Yargılamak değil, anlamaya çalışmak.

Bir gence “Neden böyle oldun?” demek yerine,
“Ne yaşadın?” diye sormak…

Biraz daha sabır…
Biraz daha ilgi…
Biraz daha gerçek temas…

Çünkü her kaybolmuş genç, aslında bulunmayı bekleyen bir hikâyedir.

Ve belki de en büyük eksiklik şu:
Kimsenin gerçekten dinlememesi.

Unutmayalım…
Bir genci kazanmak, bir hayatı kurtarmaktır.
Ama onu kaybetmek…
Sadece onun değil, hepimizin kaybıdır.

Adıyaman

27.03.2026

  • İMSAK 04:52
  • GÜNEŞ 06:13
  • ÖĞLE 12:37
  • İKİNDİ 16:07
  • AKŞAM 18:51
  • YATSI 20:08

Hamburg-Barmbek’te korkunç kaza: Otobüs ağaca çarptı, çok sayıda yaralı var

Bremen’de 61 yeni polis göreve başladı

ATİB’den ZMD’ye Sert Tepki: “İddialar Mesnetsiz, Süreç Şeffaf Değil”

Dil kursu kesintileri entegrasyonu sekteye uğratıyor

Berlin’de Kültür Sanatın Gurur Sesi: Şirin Ağdaşan İz Bırakmaya Devam Ediyor

Almanya’da dijital şiddete karşı adım: Deepfake içeriklere daha sıkı yaptırım talebi