Hayat yolunda giderken birçok insan ve olayla karşılaşıyoruz.
Kimisi yolumuza kısa bir zaman diliminde eşlik ediyor, kimi ara sıra, kimi de ömür boyu.
Kimi zaman hayal kurup umutla yarınlara bakıyoruz.
Kimi zaman da umutsuzluğun karanlığında ufacık bir mum ışığına muhtaç, yol pusulamızı bulmaya çalışıyoruz.
Umutla dolu olmak elbette çok güzel lakin bunun dengesini kurmak için arada bir umutsuzluğun da yaşanması gerekir.
Hayatta sağlıklı bir dengeye sahipsek ve bizim için gerçekten neyin önemli olduğunu ve neyin önemsiz olduğunu biliyorsak ne mutlu bize!
Günümüzde modernleşmiş dünyamızda her şey düşünülmüş, yolunu kaybetmek mümkün mü?
Değil elbette.
Gerektiğinde navigasyon elimizin altında ister arabada ister cepte.
Ver adresi, bul yolunu, kaybolma korkusu eskidendi.
Düşünsenize çok eskilerden bir gün ormanda yürüyüşe çıktınız, doğada güzel güzel yürürken birden aynı ağacın yanından defalarca geçtiğini fark edersiniz.
Dehşet, korku ve adrenalin anında tavan yapardı.
Günümüzde bütün bunlar eskiye dair bir hikâye gibi anlatılıyor.
İNSAN, İÇGÜDÜSÜYLE BİLİR NE YAPMASI GEREKTİĞİNİ
İnsan, doğası gereği içgüdüsüyle biliyor aslında ne yapması gerektiğini.
Beyin ve kalbin arasında denge kurabildiğimiz an.
Yani aklın söylediği ve duyguların hissettiği dengeyi sağlayabilirsek doğru yolu da görebiliriz, doğru kararı da alabiliriz.
Esas olan egonun, aklın, duyguların ve kalbin birbirine karışıp bizi yolumuzdan saptırmaması.
İnsanın hayata dair hedeflerinin olması da önemlidir, bir de arada bir geri çekilip umutlarını, umutsuzluklarını, duygularını, hedeflerini hatta başarı ve başarısızlıklarını da gözden geçirmesi gerekir.
Peki, en son ne zaman onlara bakmak için geri adım attınız?
Ben ara sıra hedeflerimden uzaklaştığımı hissettiğim zaman bir iki adım geriye gidiyorum. Bu geriye attığım bir iki adım bile bazen görüş alanımı netleştirmeye yetiyor.
Bu, iyi öğrendiğim şeylerin arasında kim olduğumu ve kim olmak istediğimi unutmayıp kendime de ara sıra hatırlattığımdır.
Bunu ara sıra yaptığım sürece hayatım her daim netlik kazanıyor.
Bulanıklıklar, belirsizlikler, renk bir hamlede bertaraf oluyor bazen.
Bunu yapabilmek ya da yapamamak egomuz elverdiğince kendi elimizde.
Kendimiz için yaptığımız her şeyin olumlu veya olumsuz sonucu kişisel gelişimimiz için önemli olduğu gibi etrafımızdaki insanların hayatında da etkisini gösteriyor.
Şahsen hayatta öğrendiklerimi kendime referans alıyorum, yenilerle harmanlayıp elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum.
Hayallerim, hâlâ çok masum ve ulaşılabilir şekilde mütevazı.
Umutlarımı her gün sulamaya devam ediyorum, onlara özenle bakıyorum.
Düşüncelerim; kimi zaman büyük, kimi zaman da ufacık ama artık birden birikip ağırlaştıklarında altında kalmıyorum.
Aldığım hayat deneyimi bana nerede, ne zaman durmam gerektiğini iyi öğretti.
Aksini yaşadığımız da olur elbette herkesle her zaman sorunsuz iletişime geçemeyebiliriz de.
Bazen ne yapsanız da verdiğiniz akıl işe yaramaz.
Karşınızdaki kişi ne kadar mantıklı konuşsa da size arkasını döner dönmez duygularına yenilip verilen aklın tümünü unutabilir ya da kendi fikirleri yanlış da olsa onlara sıkı sıkıya sarılır.
Onlardan vazgeçmez belki de geçemez.
Böyle durumlarda eskiden üzülür hatta kızardım.
Bazen günlerce etkisinde kalırdım, bazen de peşine düşerdim anaç duygularımın etkisiyle.
HERKES KENDİ SEÇİMLERİNİN SONUCUNA KATLANIR
Artık ben de akıllandım, çabalarım, yardımlarım ve verdiğim akıllar ciddiye alınmıyorsa koyveriyorum gidiyor.
Herkes kendi seçimlerinin sonuçlarına katlanmak zorundadır.
Rahmetli ebemin “Herkesin bir anlama noktası vardır.” dediği gibi.
Kimi çok çabuk anlar, kimisi de bıçak kemiğe dayanınca.
Anlama ve anlaşılma süremiz hep var olsun, ihtiyaç ne kadarsa o kadar.
Ne eksik ne de fazla. Kimseye kıyak yapmadan.
Bir de kalbinizin navigasyonunu arada gözden geçirin.
Aktüelleşmesi gerekiyorsa fazla beklemeyin, aktüelleşin.
Birde fazlalıkları temizleyip yenilenin.
Özen gösterilen her şey size iyiliklerle geri bildirim yapacaktır.
Siz yine de her şeye rağmen kalbinizin navigasyonunu gözlemleyerek onu dinleyin.
Kimisi yolumuza kısa bir zaman diliminde eşlik ediyor, kimi ara sıra, kimi de ömür boyu.
Kimi zaman hayal kurup umutla yarınlara bakıyoruz.
Kimi zaman da umutsuzluğun karanlığında ufacık bir mum ışığına muhtaç, yol pusulamızı bulmaya çalışıyoruz.
Umutla dolu olmak elbette çok güzel lakin bunun dengesini kurmak için arada bir umutsuzluğun da yaşanması gerekir.
Hayatta sağlıklı bir dengeye sahipsek ve bizim için gerçekten neyin önemli olduğunu ve neyin önemsiz olduğunu biliyorsak ne mutlu bize!
Günümüzde modernleşmiş dünyamızda her şey düşünülmüş, yolunu kaybetmek mümkün mü?
Değil elbette.
Gerektiğinde navigasyon elimizin altında ister arabada ister cepte.
Ver adresi, bul yolunu, kaybolma korkusu eskidendi.
Düşünsenize çok eskilerden bir gün ormanda yürüyüşe çıktınız, doğada güzel güzel yürürken birden aynı ağacın yanından defalarca geçtiğini fark edersiniz.
Dehşet, korku ve adrenalin anında tavan yapardı.
Günümüzde bütün bunlar eskiye dair bir hikâye gibi anlatılıyor.
İNSAN, İÇGÜDÜSÜYLE BİLİR NE YAPMASI GEREKTİĞİNİ
İnsan, doğası gereği içgüdüsüyle biliyor aslında ne yapması gerektiğini.
Beyin ve kalbin arasında denge kurabildiğimiz an.
Yani aklın söylediği ve duyguların hissettiği dengeyi sağlayabilirsek doğru yolu da görebiliriz, doğru kararı da alabiliriz.
Esas olan egonun, aklın, duyguların ve kalbin birbirine karışıp bizi yolumuzdan saptırmaması.
İnsanın hayata dair hedeflerinin olması da önemlidir, bir de arada bir geri çekilip umutlarını, umutsuzluklarını, duygularını, hedeflerini hatta başarı ve başarısızlıklarını da gözden geçirmesi gerekir.
Peki, en son ne zaman onlara bakmak için geri adım attınız?
Ben ara sıra hedeflerimden uzaklaştığımı hissettiğim zaman bir iki adım geriye gidiyorum. Bu geriye attığım bir iki adım bile bazen görüş alanımı netleştirmeye yetiyor.
Bu, iyi öğrendiğim şeylerin arasında kim olduğumu ve kim olmak istediğimi unutmayıp kendime de ara sıra hatırlattığımdır.
Bunu ara sıra yaptığım sürece hayatım her daim netlik kazanıyor.
Bulanıklıklar, belirsizlikler, renk bir hamlede bertaraf oluyor bazen.
Bunu yapabilmek ya da yapamamak egomuz elverdiğince kendi elimizde.
Kendimiz için yaptığımız her şeyin olumlu veya olumsuz sonucu kişisel gelişimimiz için önemli olduğu gibi etrafımızdaki insanların hayatında da etkisini gösteriyor.
Şahsen hayatta öğrendiklerimi kendime referans alıyorum, yenilerle harmanlayıp elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum.
Hayallerim, hâlâ çok masum ve ulaşılabilir şekilde mütevazı.
Umutlarımı her gün sulamaya devam ediyorum, onlara özenle bakıyorum.
Düşüncelerim; kimi zaman büyük, kimi zaman da ufacık ama artık birden birikip ağırlaştıklarında altında kalmıyorum.
Aldığım hayat deneyimi bana nerede, ne zaman durmam gerektiğini iyi öğretti.
Aksini yaşadığımız da olur elbette herkesle her zaman sorunsuz iletişime geçemeyebiliriz de.
Bazen ne yapsanız da verdiğiniz akıl işe yaramaz.
Karşınızdaki kişi ne kadar mantıklı konuşsa da size arkasını döner dönmez duygularına yenilip verilen aklın tümünü unutabilir ya da kendi fikirleri yanlış da olsa onlara sıkı sıkıya sarılır.
Onlardan vazgeçmez belki de geçemez.
Böyle durumlarda eskiden üzülür hatta kızardım.
Bazen günlerce etkisinde kalırdım, bazen de peşine düşerdim anaç duygularımın etkisiyle.
HERKES KENDİ SEÇİMLERİNİN SONUCUNA KATLANIR
Artık ben de akıllandım, çabalarım, yardımlarım ve verdiğim akıllar ciddiye alınmıyorsa koyveriyorum gidiyor.
Herkes kendi seçimlerinin sonuçlarına katlanmak zorundadır.
Rahmetli ebemin “Herkesin bir anlama noktası vardır.” dediği gibi.
Kimi çok çabuk anlar, kimisi de bıçak kemiğe dayanınca.
Anlama ve anlaşılma süremiz hep var olsun, ihtiyaç ne kadarsa o kadar.
Ne eksik ne de fazla. Kimseye kıyak yapmadan.
Bir de kalbinizin navigasyonunu arada gözden geçirin.
Aktüelleşmesi gerekiyorsa fazla beklemeyin, aktüelleşin.
Birde fazlalıkları temizleyip yenilenin.
Özen gösterilen her şey size iyiliklerle geri bildirim yapacaktır.
Siz yine de her şeye rağmen kalbinizin navigasyonunu gözlemleyerek onu dinleyin.




