Didem GÜLCE


HER ŞARKININ BİR HİKÂYESİ, HER HİKÂYENİN DE BİR ŞARKISI VARDIR

Bir şarkı bazen geçmişe açılan bir kapı, bazen de söylenemeyen duyguların dili olur. Whitney Houston’un hayatını anlatan bir film eşliğinde müziğin, hafızamızda ve ruhumuzda bıraktığı izlere dair bir yolculuk…


Hepimiz müzik dinlemeyi severiz; müziğin ritmini, şarkının sözlerini, bize hissettirdiği duyguları ve daha birçok şeyi… Tarzlarımız, zevklerimiz, kulağımız, ahenklerimiz başka olsa da müzik, hayatımızın bir döneminde veya günlük yaşantımızda önemli bir yer tutar. Zamanla, yaşımızla veya içinde bulunduğumuz şartlara bağlı olarak dinlediğimiz türler ve sanatçılar değişse de müzik dinlemekten asla vazgeçmeyiz. Çünkü söyleyemediğimiz duyguların, isyanlarımızın, özlemlerimizin, dile gelmeyen tekmil duygularımızın dışa vurumudur müzik. Bir şarkı açar, geçmişe dalarız; bir şarkıyla coşar, her şey mümkünmüş gibi hisseder, umuda kapılırız. Bazen bir şarkıyla yaşadığımız onca yük ve acı gün yüzüne çıkar. Kısacası müzik, yüzyıllardır duygularımıza tercüman olmuştur.

Uzun ve soğuk kış gecelerinde ailecek yapılacak en iyi aktivitelerden biri güzel filmler izlemektir. Dışarıda yağmur, içeride sarı abajurlardan vuran sıcaklıkla birlikte ben de bu akşam eşimle, dijital bir platformda gösterimde olan I Wanna Dance With Somebody adlı bir Whitney Houston filmini izledim. Çok sevdiğim bir sanatçının gerçek hayat portresini bir film gibi izlemek gerçekten çok güzel, acıtıcı, üzücü ve etkileyiciydi. Uzaktan sevdiğimiz, hayranlık duyduğumuz bir dünya starının tüm ayrıntılarını ve sırlarını görmek her zaman bizi şaşırtır; çünkü kafamızdaki o portre ilahlaştırılmıştır. Çoğu zaman beynimiz o kişileri bir nesneye, bir maddeye dönüştürür; sesiyle, görüntüsüyle ya da her ikisiyle birlikte. Onlarda gördüğümüz sadece budur. Oysa onların da etten kemikten bir bedenleri ve duygularla dolu bir ruhları vardır. İşte ben de bu filmi izlerken Houston’un hiç bilmediğim insani taraflarıyla tanıştım: Ailesindeki travmalar ve ilişkileri, eşiyle ilgili yaşadığı problemler, çocuğunu büyütürken karşılaştığı zorluklar ve madde bağımlılığıyla verdiği savaş… Filmi izlerken sesi, aldığı ödüller ve şöhreti ikinci planda kaldı; döneminin Amerika’sında siyahi bir kadının varoluş savaşını gördüm.

Gençliğimin en hareketli dönemlerinde, arkadaşlarla gittiğimiz disko ve barlarda önce slow şarkılarla akşama giriş yapılırdı. Whitney Houston’un popüler şarkısı I Will Always Love You çalınmadan olmazdı. Orada ilk bağımızı kurmuştuk. Sonra 1992 yıllarında, eski ve küçük ekran televizyonlarda beyinlerimize nakışlanan bir film çıktı: The Bodyguard. Başrollerinde Kevin Costner ve Whitney Houston’un yer aldığı filmde, aşkı ve sorumluluğu arasında sıkışıp kalmış eski bir ajanın, korumasını yaptığı pop yıldızı bir kadının yaşadığı olaylar ve duygular konu alınıyordu. Bu filmle Whitney gönlümüze tahtını kurmuştu. Bence Michael Joseph Jackson nasıl “Popun Kralı” olarak tanınan Amerikalı bir şarkıcıysa, Whitney Elizabeth Houston da popun kraliçesidir.

Diyorum ki; iyi ki eski şarkılar, şarkıcılar, oyuncular var. Hepsi üzerimizde, o zamanlar farkına bile varmadığımız izler bırakmış. Bir şarkı, bir ses ya da bir film yalnızca bir dönemi temsil etmekle kalmaz; aynı zamanda o dönemde insanların nasıl sevgi beslediğini, neye öfkelendiğini, neden utandığını, neden korktuğunu da anlatır. Bu yüzden bir şarkı yalnızca olanı anlatmaz, nasıl hissedileceğini de gösterir. Bize o tarifsiz duyguları hissettiren tüm sanatçılara selam olsun…

Adıyaman

08.01.2026

  • İMSAK 06:09
  • GÜNEŞ 07:36
  • ÖĞLE 12:38
  • İKİNDİ 15:10
  • AKŞAM 17:31
  • YATSI 18:52

“Hayatını İnancına Adamıştı”

Hamburg’da Kar Alarmı: Senato Uyardı, Dışarı Çıkmayın!

Hamburg’da Hava Şartları Nedeniyle Okullarda Eğitime Ara: Cuma Günü Ders Yok

Hamburg’ta Hava Alarmı: Göller ve Parklar Hayati Risk Taşıyor

Hamburg’da Buzlanma Tehlikesine Karşı Tuz Yasağı Geçici Olarak Kaldırıldı

Lübeck St. Lorenz’de 17 Yaşındaki Noah H. Kayıp: Polis Halktan Yardım İstiyor