Huyun çıkmadığı yerde can çırpınır, bir türlü terk-i dünya eylemez hayırlısıyla. Hayırlısıyla olmayan hiçbir işin başı gibi sonu da dram kokar, bk olur ve bk gibi kokar. Süpürülmeyen kapı önleri birleşir, sıralanır, kaos olur. Sonra kasırgaları bekler, alsın götürsün istersin pisliği. Nereye de götürecekse...
Keskin, kaliteli bir bıçağın gücü, profesyonel bir aşçının elinde sanat olur; yemek olur, aşk olur. Yeri ve zamanı yanlış bir ortamda ise bir katile silah olur; seri cinayetlerin ana malzemesi, akşam haberlerinin soframıza sunuluş konusu olur.
Saplantılı politikalar, eli sopalı politikacıların elinde zamanla büyük bir güce dönüşür. Kişinin fikrinin zikre dönüştüğü an bazen geç olur, hatta fark edilemez bile. Son yıllarda neredeyse dünyanın birçok yerinde adalet kelimesi fısıldanmaya, hatta haykırışa geçti. Bir yerlerde sesler kesildi, ses telleri yırtıldı. Sabahın erken saatlerinde "adalet"in tedavülden kaldırılması istendi.
Sırtlanlar ve akbabalar çiftleşip kendilerinden daha büyük ve saldırgan leş yiyicileri doğurdular. Kurulan akrabalıklar, karanlığa mutant zebaniler müjdeledi. Doymak bilmeyen sürüler gece demeden, gündüz demeden kanla yıkandılar "avlarının". Usanmadan, kim kimi gösterdiyse sapladılar dişlerini şah damarlarına.
"İkinci karanlık" görünürken tünelin ucunda, ölüme boyun eğmiş avların dikilip boynuzlarıyla cellatlarını darbeledikleri an geldi doğan güneşle. Ölüme beş kala yapılmış bir darbe bile kâr sayıldı gelecek diğer avlara. Gülümseyen cesetler, gelenlere cesaret verdi. Dik durup karşı koymanın yolu açılmıştı artık. Beklenen diğer "avlar", öndekilerin hikâyelerinden ders aldı.
Anladın mı?
Anlayanlar anlatsın zorlananlara.
Gülümse…