Beş gün önce Niendorf sahilinin güzel ama insanların merakını üzerine çeken bir misafiri vardı. İnsanlar ona ne dedi bilmiyorum ama ben “Şaşkın” dedim.
Şaşkın balina, nasıl yaptıysa Kuzey Denizi’nden Baltık Denizi’ne geçmiş. Kuzey’in o büyülü ve ağır tuzlu sularını geride bırakıp Baltık’ın daha az tuzlu suyuna geçerken, Wismar açıklarında balıkçı ağlarına takılıvermiş.
Wismar yarı İsveç sayılır. İsveçliler de orada yaşar ve her yıl festivallerini yaparlar. Bir balıkçı şehri yani… Eski Viking torunlarının yaşadığı bir yer.
Bizim Şaşkın’ın merakı bundan mı bilinmez… Viking Prensesi Lagertha hayranlığı da yoktur herhâlde ama neden hayatını bu kadar riske attığını da bilmiyoruz. Karşı kıyılarda Danimarka ve İsveç var. Gidip gelmeler, adacıklar, eski hikâyeler… Uzun mesele.

Kendi çabasıyla ağlardan kurtulduktan sonra Niendorf’un güzel sahillerine fazla yaklaşınca kumsala vurmuş. Oracıkta kalakalmış.
Niendorf yaz aylarında turizmin gözde yerlerinden biri. Biz de zaman zaman yüzmeye gelir, yanımıza domates, peynir ve karpuz alıp küçük piknikler yaparız. Baltık’ın buz gibi sularına girmeye cesaret edemediğimiz anlarda, kültürümüzü saklama gereği duymadan domatesin üzerine tuz serperiz. O sırada dalgalar da sanki bize eşlik eder gibi üzerimize doğru serpişir.
Neyse… Bizim Şaşkın’ı kurtarmak için Alman makamları seferber oldu. Kepçelerle etrafındaki kum boşaltılarak yeniden suyla temas etmesi sağlanmaya çalışıldı. Ancak vücudunun alışık olmadığı düşük tuz oranı nedeniyle tahriş olduğu da görüldü.
Görevliler büyük bir hassasiyetle çalışırken, Şaşkın da zaman zaman sanki teşekkür eder gibi su püskürtüyordu.
Kendi kendimize, “Bizim memlekette olsaydı, selfie çekmek için binlerce insan buraya doluşurdu,” diye düşünmeden edemedik. Hatta elinde domates ekmeğiyle gelenler bile olurdu belki…

Kurtarma çalışmaları beşinci gününde Niendorf’da devam ederken, doğa ile insanın uyum içinde olduğu anların güzelliği bir kez daha ortaya çıktı. Şaşkın’ın etrafında uçuşan martılar, sanki ona yardım etmek istercesine yaklaşıyor, kulağına bir şeyler fısıldıyormuş gibi görünüyordu.
O an, buz gibi deniz bile Şaşkın’la birlikte ısındı sanki.
Dünyanın ne çok ihtiyacı varmış küçük bir dokunuşa…
Ya da güzel bir misafire…
Şaşkın olsa da…





