Son zamanlarda birçok genç arkadaşımdan duyduğum ve sohbet esnasında da fark ettiğim cümle “Hayata tutunmaya çalışıyoruz ama tutunamıyoruz.” oldu.
Hedefleri on parçaya bölünmüş gençler, asıl tutkusundan o kadar uzaklaşmış ki niçin yola çıktığını hatırlamaz olmuş. Hangi okulda ve bölümde okursa okusun özel sektörde yer edinemeyeceğini bilen veya düşünen arkadaşlar devlet kapısını kurtuluş olarak görüyor.
Genel olarak dikkatimi çeken, hepsinin ilk planının yanında mutlaka “B, C, D” planlarının olması. Örneğin gazetecilik okuyan bir kişinin ilk hedefi polis olmak. O olmazsa asker, o da olmadı akademisyen olmak istiyor. Akademisyen olmayı da şartlara bağlıyor. “Hasbelkader kadro açılır, liyakat sistemi de uygulanırsa olabilirim gerçi.” diyor. Liyakat sisteminin uygulanmasının şans eseri olması da ayrı bir trajedi. Bu abartılı plan yapma durumu bana tuhaf geldi ve sordum: “Neden bu kadar çok plan yaptınız?” Cevaplardan biri olmazsa diğeri “Tutunalım.” oldu. İlk başta gayet makul görünen bu cevap sonucunda biraz düşününce durumun vehametini görmem zor olmadı.
MAKUL BİR İŞ İSTEĞİ
Herhangi bir şey onları mutlu edebilir miydi ya da onlar mutlu olmayı da ilk tutkuları gibi rafa mı kaldırmıştı? Cevaplar değişken olabilir. Tek bir suçlu bulmak da adilane olmayabilir ama genel olarak duruma dışardan bakınca gençler, sistem altında eziliyordu ve evet, yine kendisinin tabiriyle tutunmaya çalışıyordu hayata. Mücadele etmeleri, ayakları üzerinde durmaları takdire değerdi şüphesiz ama bir süre sonra ya kendilerine olan inançları da biterse o zaman neye tutunacaklardı? Tutunmaya çalışıyoruz diye roman yazmayacakları aşikâr. Gençler, onca emek vererek okudukları okullarından sonra makul bir iş, kendisini var etmek dahası hayata tutunmak istiyor.
Sahi, çok mu şey istiyorlar?
İstihdam için işin başa vaatler vererek gelen siyasi parti mensupları, ilgili devlet erkanı artık bu çocukların elinden tutsa çok mu yük almış olur?




