Kibar ÖZKAN BEKTAŞ
Tarih: 18.09.2021 23:13
ALMANYA'YA DAİR GÖZLEMLERİM I
Yazıyı kaleme aldığımda ne tesadüftür ki Cevdet Bağca ile İlkay Akkaya'nın birlikte seslendirdiği Göç isimli türkü müzik listesinde çalmaya başladı. Türkünün hangi göçe dair yazıldığını bilemiyorum ama “Göçmen kuşlar eve dönecek elbet.” cümlesinin Almanya'da yaşayan azınlıkları tam olarak anlattığını düşündüm, her neyse.
Erasmus Stajı nedeniyle geldiğim Almanya'nın Hamburg kentinde yaklaşık iki aydır bulunmaktayım. Eş dost, akraba sayesinde birçok farklı kültürden kişiyle tanışma fırsatı buldum. İşin güzel yanı da buydu benim için. O tanıştığım farklı kültürden azınlıkların en büyük derdi yalnızlık. Bu yalnızlığı kapitalizmin soğuk yüzüne bağladım. Sistem birçok ülkedeki azınlıklara yapıldığı gibi buradaki azınlıkların da kendisini yaşadığı yere tam olarak ait hissetmemesini sağlamış. Onlarsa bu durumun nedenini “Dil bilmiyoruz, öğrenmek çok zor.” diyerek açıklıyor. Oysa biz biliyoruz ki anlaşmak isteyen dumanla bile anlaşır. Hayatlarının bilmem kaçıncı yılında, birçok farklı nedenden dolayı buraya gelmişler, gelmek zorunda kalmışlar. Duyduğum en temel cümle “Ekonomik olarak iyiyiz, zorunlu ihtiyaçlarımızı karşılayabiliyoruz, ne yapalım?” oldu.
ZENGİNLİK VE FAKİRLİK
Evet, onlar zorunlu ihtiyaçlarını en azından karşılıyorlardı. Bu cümleye ben de katılıyorum çünkü dünyanın dördüncü ekonomik gücü olan Almanya'da da zengin ve fakir ayrımı bariz bir şekilde görülüyordu. Burada dikkatinizi çekerim, azınlık kelimesini kullanmadım çünkü zenginlik ve fakirlik boyutunda; azınlıklar fakir olsun, kendi halkımız zengin olsun mantığı yok tabii. Bunu somut bir şekilde, Hamburg'un meşhur caddesi sayılan Mönckeberg’de gördüm. Farklı milletten insanlar lüks denilebilecek yerlere oturmuş, deyim yerindeyse altlarında milyonluk arabalar var. Hemen arka cadde olan Steindamm'da sokakta yatan insanlar bulunuyor: Vücutlarını para karşılığı satan belki de satmaya mecbur bırakılmış kadınlar ve neredeyse 12 saat hiç oturmadan çalışan insanlar. Kocaman bir sefillik…
Biraz daha kendi kabuğuna çekilmiş, standart denilebilecek aile yaşamını kurmayı başarmış kişilerse ortalama 70 ile 90 metrekarelik evlere sıkıştırılmış ama, bu da onların kendilerini çok şanslı hissetmeleri için yeterli bir neden. Devlet ev kirası yardımında bulunuyormuş, hiç ev bulamayanlar da varmış.
Almanya'ya dair gözlemlerimi üç yazı serisiyle tamamlamayı düşünüyorum. İkinci yazmayı düşündüğüm konu minik bir Almanya ve Türkiye kıyaslaması olacak. Şimdilik sağlıcakla kalın.
Sevgiler!
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —