Gülseren KAYA
Tarih: 29.09.2021 23:17
DOĞANIN MESAJLARI
Hayat diyorum, bazen bizim için kapkara olsa da doğa, renkleriyle hayatın güzelliklerini bize hatırlatıyor, şükür ki.
Ruhumuzu her mevsim renkten renge bulamayı çok iyi biliyor.
Mesela kışın her yer beyaza bürünüyor, ilkbaharda yeşile, maviye, yazın sarıya.
Sonbahar, o başlı başına bir sanat eseri, renk cümbüşü.
Sonbaharda bir ağaç düşünün: Yeşilin, kırmızının, sarının, turuncu ve kahverenginin her tonunu üzerinde taşıyan ve tüm güzelliğiyle orada seni bekleyen.
Acaba senin bu güzelliği görmeme gibi bir şansın ya da başka bir seçeneğin olabilir mi? İnsan, bu ağacın renklerinin sihrine kapılıp gülümsemez mi?
Üzerinizdeki grilik, etkisini yitirip, uçup gitmez mi o an?
Bence anında uçup gider, yerini bu muhteşem ağacın renkleri doldurur.
Kalbin vücuda kan pompalaması gibi mutluluk bir anda bedeninizin her yerine yayılmıştır bile.
AĞACA “MERHABA!” DEYİN
Düşünün ki yorgun ve bitkinsiniz, yüreğiniz ağzına kadar dolu.
Biraz nefes almak istiyorsunuz. Her şey size olduğundan fazla geliyor.
Bir de üstüne üstlük yağmurlu ve soğuk bir güne denk gelmişsiniz.
Tam da böylesi bir anınızda, karşınızda o ağaç, muhteşem bir edayla size göz kırpıyor. Sizi bekliyor orada, haydi gidin, o ağaca “Merhaba!” deyin.
Ağaçtan güç alın. Toprak ananın gücünü ağaç size yönlendirecektir korkmayın.
Gidin ve o ağacın dallarının altına sığının, gövdesine yaslanın.
Anlatın derdinizi, tasanızı ağaca. O, sizi dinleyecektir hatta yapraklarının hışırtısıyla cevap bile verecektir.
Alın gücünüzü, sırtınızı dayandığınız o koca ağaçtan.
Biz insanlar aslında hayatı kendimiz zorlaştırıyoruz.
Hedeflerimiz, hayata dair hırslarımız, amaçlarımız yoruyor bizi.
Çıtayı ve beklentilerimizi hep yüksek tutuyoruz çünkü başarının tabiri hep dünkü kendini geçmek değil mi?
Hep yarış içinde değil miyiz?
Birileriyle, bir şeylerle…
Kendimizle…
Hayatın en güzel yıllarını koşturmacayla geçirmiyor muyuz?
Yorucu olan da bu değil mi?
KENDİMİZE GEÇ KALMAK
Tüm bu koşuşturma içinde bir şeyi unutuyoruz.
Kendimize zaman ayırmayı ve kendi iç sesimize kulak vermeyi.
Hoş, zaman ayırdığımızda genelde çok geç kalmış oluyoruz.
Kendimize geç kalmaktan daha üzücü bir şey düşünemiyorum.
Başka bir yazımda bahsetmiştim, bizim doğadan öğrenecek o kadar çok şeyimiz var ki. Mutluluğumuzu da mutsuzluğumuzu da doğadan algıladığımız renkler etkiliyor.
Karanlık, gri ya da rengârenk.
Bütün renkler senin içinde, doğa sana bunu her mevsim gösteriyor zaten.
Her şey sadece senin farkına varmanda, etrafı görmende ve doğaya kulak vermende.
Unuttuğumuz başka bir şey de sevginin iyileştirici gücü.
İlk başta kendimizi sevmeyi öğrenmedik ki sevginin gücünün farkına varalım.
Kaderin doğduğun evde, coğrafyada yazılırmış.
Doğrudur çünkü bizim anne ve babalarımız için eşine, evladına sevgisini göstermek ayıptı, günahtı.
Hayatta yolumuza çıkanlar da sevgi bekledi bizden.
Sevmenin ne olduğunu ancak kendisi sevilirse öğreneceğini sandı.
Aldığı sevgiye karşılık verme gereği bile duymadan.
Hâlbuki sevgi ancak karşılıklı olursa renk alır, gelişir, güzelleşir ancak sen insan olursan duyguların gelişir.
Şair Edip Cansever ne güzel söylemiş: “Ne gelir elimizden insan olmaktan başka…”
Bir sonbaharın rengârenk masallarında buluşmak dileğiyle.
Hayat çok kısa, değerini ancak tökezleyince bilmeyelim.
Hayat bir varmış, bir yokmuş.
Bugün buradaysak yarın başka bir yerde olabiliriz.
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —