Menü Haberin doğru adresi
Didem GÜLCE

Didem GÜLCE

Tarih: 08.03.2026 14:59

PİNOKYO’NUN YALANI DA LAZIMDIR BAZEN

Facebook Twitter Linked-in

Okuyoruz, duyuyoruz ve bir şekilde öğreniyoruz ki bazı yıllar insanlık için felaket yıllarıdır. İnsanlığın büyük felaketler yaşadığını, ardından gücünü toplayıp yeniden çalışmaya başladığını ve ayağa kalktığını görüyoruz. Çok sıkıntılar çekildikten, çok uğraşlar verildikten sonra bahar yüzünü gösteriyor ve güzel günler geliyor. Tam artık tarih biraz dinlenecek derken, bir yerlerde yine kara bulutlar ortaya çıkıyor. Tekrar acılar yaşanıyor, insanlar ölüyor, şehirler ve ülkeler çökmeye başlıyor. Dünya kurulalı beri aydınlık günler bir türlü sürekli olmuyor; tarih adeta tekerrür ediyor. Bu arada hayat hep devam ediyor: insanlar doğuyor, ölüyor ve hayat kırıla döküle yeniden akıp gidiyor. Bizler de bu çağın öfkesine ve kötülüklerine şahitlik ediyoruz; tıpkı bizden öncekilerin yaşadığı gibi. Tarihsel döngü sürüp gidiyor.

Etrafımız adeta bir ateş çemberi içinde. “Ya bize de sıçrarsa?” endişesi de yanı başımızda duruyor. Komşularımız bahçelerini balistik füzelerle yerle bir ediyor, bizler de barut dumanını soluyoruz. Çoğu zaman haberleri kapatıp kendi küçük dünyamıza dönmek istiyoruz, değil mi? Kaygı ve endişe verici uyaranlar sürekli olarak bizi adeta bombardımana tutuyor. Bizler de bu türlü sıkıntılarla baş edebilmek için farklı yollar arıyoruz. Bu bir kayıtsızlık değil, bir baş etme yöntemidir.

Ben de iç dünyamı dengede tutabilmek için sanatla ilgili faaliyetlerde bulunuyorum. Bu nedenle geçenlerde bir marangoz abimin atölyesine gittim; birkaç ahşap parça almak için. Ahşap ve talaşın, kırk yılı aşkın süredir faaliyet gösteren o mekânın duvarlarına sinmiş kokusunu içime çektim. Bir ömrün bir dükkâna sığmasını, el becerisinin ağaçtan bir nesneye dönüşmesinin hikâyesini dinledim.

O an aklıma Pinokyo’nun hikâyesi geldi. Mutlaka duymuşsunuzdur. Bir köyde yaşayan yaşlı ve yalnız marangoz Gepetto Usta’nın sihirli bir odundan yaptığı, gerçek bir oğlan çocuğuna dönüşen ve yalan söyledikçe burnu uzayan oyuncak kuklanın hikâyesi… Bu hikâye bana şu soruyu düşündürdü: Elimde sihirli bir odun olsaydı ne yapardım?

Bir asa yapardım ve o asayla bir çocuğa dokunduğum anda dünyadaki bütün masum çocukların öldürülmesine ve acı çekmesine engel olurdum. Eğer ikinci bir şansım olsaydı, onu da kendim için kanatlı bir at yapardım. Üzerine binip denizlere, okyanuslara doğru doludizgin uçardım…

Keşke biz de Gepetto Usta gibi en çok istediğimiz şeylere şekil verip onları sihirli bir nesneye dönüştürebilseydik. Çünkü bazen, yalan da olsa, inanmaya ihtiyacımız vardır…

Sizin de böyle bir imkânınız olsaydı ne yapardınız?

Sevgiyle…


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —